25 Nisan 2017 Salı
Takip Edin ,

“YAŞADIĞINIZ ŞEHRE İZ BIRAKMANIZ LAZIM”

Selçuk Üniversitesi İletişim Fakültesi Reklamcılık Bölümü 4. Sınıf öğrencileri Mücahit Özdoğan, Gökhan Ak, Gülcan Yaşar, Burak Erdal, Sezgin Tatoğlu, Mücahit Mahmut Özerli, ajansımızın yönetim kurulu başkanı Volkan Çakır ile röportaj yaptılar. İşte o samimi ve dolu dolu röportaj…
0 0 0
Loading...
09/01/2017
Okunma 3065
 “YAŞADIĞINIZ ŞEHRE İZ BIRAKMANIZ LAZIM”

Sizi yakından tanıyabilir miyiz?
1980 Konya doğumluyum. Evliyim. Bir çocuğum var. Üç üniversite okudum. Ama hayat beni buraya getirdi. İlk üniversiteyi okumak için Antalya’ya gittim. Antalya’ya gitmemin sebebi biraz daha renkli bir üniversite hayatı yaşamaktı. Orada kişisel gelişimle tanıştım. Parapsikolojiyle, kitaplarla yani bizim dinimizdeki ‘oku’ psikolojide ‘düşün’ ile. Böyle ilginç bir şey sorgulamaya başladım ve parapsikoloji bana kitap yazmayı öğretti. İnsanlarla röportaj yapmayı, röportajları yazmayı, çevirmeyi, yazdığım şeyleri düzgün şekilde konuşmayı. O yıllarda kitap yazmaya başladım. Denemeler yazdım. 2005 yılında Türkiye’nin en iyi biyografi yazarı seçildim. İlginçtir, üniversiteyi bitirdikten sonra altı ay kadar inşaat sektöründe çalıştım. İlk üniversite bittikten sonra tekrar sınava girdim. Selçuk Üniversitesi’nde bir bölüm kazandım. Orada okurken de böyle biraz hayallerim farklıydı. Kitap yazıyordum. Ödül aldığım bir kitabı yazdım. ‘9 İnsan 10 Karakter’ isimli bir kitap. Onu yazmak için İstanbul’a gittim. İstanbul’da yazdığım bu kitap için maddi destek lazımdı. Türkiye’de ilktir sanırım, kitabıma sponsor buldum yazmak için. O gün anladım ki ben reklamcı veya pazarlamacı olurum. Çünkü hayallerimin sponsorunu buldum. Bir kitaba sponsor gördünüz mü, duydunuz mu? O gün bazı şeyler kafamda şimşek çaktı.Bulduğum sponsorda Türkiye’nin ilk 100 zengininden biriydi. İnandı, güvendi, sevdi 28 ayda yazdığım kitaba sponsor oldu. Röportaj yaparken yaklaşık 100’ün üzerinde sanatçıyla, iş adamıyla ünlü dediğimiz kesimle röportaj yaptım. Aslında bu da şunu getirdi. İyi bir çevre edindim. Röportaj için gidiyordum.  Karşımdaki sanatçı, tiyatrocu, manken, futbolcu… Artık oturup konuştuğum zaman benim donanımımın birçoğundan daha fazla olduğunu gördüm. Bu da bana biraz daha fazla özgüven verdi.Allah herkese bir yetenek veriyor. Allah hiçbir kulunu hiçbir şey bilmeden bu dünyaya göndermiyor. Doğduğun andan itibaren bir yetin var senin. Akıllıysan keşfediyorsun. Keşfedemezsen sürünüyorsun. Hepimizin bir yetisi var. Gece yatmadan önce kendinize şu soruyu soruyorsanız bir gün bulacaksanız, ‘Allah’ım ben bu dünyada neyi iyi yapıyorum? İyi top mu oynuyorum? İyi kalem mi tutuyorum? İletişimim mi çok güçlü? Yoksa sağlığa mı merakım var? Doktur mu olacağım?  Yani bu soruyu kendinize 15 gün sorun. 16. gün bir cevap çıkacaktır. Ben o yıllarda iyi kalem tuttuğumu düşünüyordum. Kitap yazdım. Üç tane kitap yazdım. Kitaplarımdan da para kazandım. O kadar ünlüyle tanışınca televizyonlardan bana program teklifleri geldi. Televizyon programcılığına başladım. Kontv’de 32 bölüm ‘Hayat Ağacı’ diye bir program çektik. 32 tane ünlüyü Konya’ya getirip onların hayatını inceledik. Eğlenceli bir program yaptık. Sonra ulusal bir kanalda bir denemem oldu, 4 bölüm çektim. Bu sefer ulusal gazetelerden köşe yazarlığı teklifi gelmeye başladı. Onlarda köşe yazısı yazmaya başladım. Arkasından çok büyük bir derginin yayın yönetmenliğine getirildim. O an bir baktım hayat beni kitap, dergi, ajans, reklam içine soktu. Orada Türkiye’nin en büyük fotoğrafçılarından biri olan Zafer Gündoğdu ile tanıştım. Orada sanat yönetmenliğine başladım.

Her şeyden önce görmek lazım… Bakmakla görmek, bakarken görmek lazım… Farklı görmek lazım... Ben hep görmeye çalıştım ve gördüğüm şeyleri insanlara uygulattığınız zaman görsel bir fon çıkıyor ortaya. Bunun önüne bir bardak koysan güzel bir görüntü çıkıyor. Sanat yönetmenliğini bu anlamda görsel yönetmenlikle birleştirdik. İş işi kovaladı. O yıllarda da festival çılgınlığı vardı Türkiye’de. Belediyeler, büyük şirketler durmadan festivaller yapıyorlardı. Bir gün televizyonda rahmetli Murat Göğebakan’la program çektik. Program bitti, canlı yayındı. Telefonum çaldı. Bir ilçemizin belediye başkanı Konya’dan,‘Biz Murat Bey’i festivale almak istiyoruz’ dedi. Bende, ‘Dur başkanım yanımda vereyim’ dedim. Başkan, ‘Sizle konuşalım’ dedi. Ondan sonra dedim ki, ‘Tabi’. Yanımda da Murat Abi var. Diyorum ki, ‘Abi şu tarih boş mu?’ ‘boş’. ‘Kaça gideriz abi?’ ‘Şuna gideriz’. Bana diyor ki ‘ama şunu söylesen, bunu bana ver üstüne biraz daha koy sen söyle oraya.’ Olurdu olmazdı Murat Abi en son telefonu aldı. Dedi ki şu rakama geliriz. Başkanla hayırlaştık. Başkan hesap numarasını istedi. Ertesi gün hesabımıza para yattı. Para benim adıma yattı. Parayı ben Murat Abi’ye verdim. Paranın yüzde 60’nı aldı, yüzde 40’ını bana verdi. İyi bir rakamdı. Sonra bu iş çoğalmaya başladı. İki üç yıl içinde yüzün üzerinde festival yaptım. Sanatçı tanışıklığından sonra bu işlerde ses, ışık, sahne bilgisi lazım… Bunu öğrendim. Aslında uzun lafın kısası şu, ne iş yaparsan yap onu tanımlayan öğeleri bilmen lazım. Festival işi yapıyorsan sesten, ışıktan, sahneden, mekandan, bilet işinden, güvenlikten anlaman lazım. Bu kendi kendine gelişen bir yol oldu.

Sonra ben bir menajerlik şirketi kurdum İstanbul’da. Birçok sanatçıyla çalıştım. Birçok ünlü sanatçıyla... Sonra baktım ki birebir sanatçının kahrını çekmeye de gerek yok. Zaten Anadolu’dan veya başka bir yerden sizi arıyorlar. Diyorlar ki, “Şu sanatçı ne kadara gelir?” Sanatçının senin olmasına gerek yok. Alo de sanatçıya numarası varsa eğer. O zamanlarda da internet bu kadar yaygın değildi. Şimdi belediyelerdeki güvenlikte bile sanatçının numarası var. İnternete yaz kimi istiyorsan bul. O süreçte bir sanatçıya ulaşmak zordu. Asistanını geçeceksin, menajerini geçeceksin, yapımcısını geçeceksin de sanatçıya ulaşacaksın. Yaklaşık 4-5 yıl bu festival olayına çok kafa yordum. Sonra bu işler bitmeye başladı. Türkiye’de magazin bitti. Magazin bitince popüler kültür boyut değiştirdi ve büyük organizasyon firmaları yapımcı olmaya başladı. Çünkü kaset satmıyor, CD satmıyor. İnternet olayı bambaşka bir yere getirdi. Sanatçıların tek gelir kapısı festivaller kaldı. İnsanlar müzik kanallarını seyretmemeye başladı. Sanatçıların ün kısmı biraz azaldı. Bu azalmayla beraber ilginç bir yapı ortaya çıktı. Birinin menajeri olacaksan onu sırtına alacaksın, onu ünlü yapacaksın. Onun kasetini yapacaksın. Klibini çekeceksin. Sonrasında benim bir yayınevim de vardı. Menajerlik şirketiyle beraber bir yayınevi de kurmuştum kendi yazdığım kitaplar için. Sonra hepsinden vazgeçtim. İstanbul’da çok sevdiğim bir abim vardı ve bir laf söyledi. Ama bu laf düşündürdü beni ve orada çok yakın bir arkadaşımı kaybettim. O vesile oldu. Sonra Konya’ya yerleşmek için geldim. Yaptığım işlerden ayrılmam biraz sancılı oldu. Yani her şeyi bir anda bıraktım.

Ben aslında bu işe başladığımda veya bırakmaya karar verdiğimde Konya’ya gelmeyi düşündüğümde böyle düşünmüyordum. Ben oradan belli bir meblağ alacağım, burada da o meblağ ile oradakinin kat ve katını kuracağım diye düşünüyordum. Ama hesap görürken şöyle bir hesap gördüm. Hayatımdaki en ilginç hesaptır. Çok sevdiğim o abim, ‘Volkan, ben seni kimle tanıştırdım bugüne kadar?’ dedi. Bir A 4 kağıt çıkarttı. Yazmaya başladı. Yüzün üzerinde isim yazdı.  Dedim ki, “Senin benimle tanıştırdığın insanlarla ben iş yaptım, arkadaşlık kurdum, hem kendimi geliştirdim. Belki iki üç üniversite daha orada bitirdim.“ Şuna inandım, gerçekten doğru diyordu. Hayatımdaki en büyük tecrübeleri orada kazandım. Buraya geldim çok ilginç bir süreçti ve buraya gelme sebebimde evlenmekti. Evlenirken de iş yapmam gerekiyordu. Para kazanıp yuva kurmak için 2-3 ay telefonumun çalmasını bekledim. Kalbinizi temiz tuttuktan sonra her şeye bir sebep oluşturuyor Yaradan. Ve o telefon geldi bir gün saat 08.20’da çok sevdiğim bir belediye başkanı aradı. ‘Volkan neredesin İstanbul’da mısın’ dedi. “Yok abi Konya’dayım” dedim. ‘Ne yapıyorsun Konya’da? Bıraktın mı bu işleri?’ dedi. ‘Hayır abi bırakmadım. Ben tam tersine bekliyorum aramanızı’ dedim. ‘Gel görüşelim o zaman’ dedi. Evim otogarın yakınındaydı. 08.20’da aradı 09.00’da otobüs varmış bindim. İndiğimde bir araç karşıladı ve beni başkanın yanına götürdü. Başkana dedim ki, ‘Ben bıraktım İstanbul’u Konya’ya yer açacağım.’ Tabi eskiden arkamda büyük bir firma vardı. Yani şöyle Konya’da 25-26 yaşlarında bir çocuk. Bir belediye başkanıyla bireysel olarak, home ofis, evde bir tane faks cihazı var sözleşmeyi geri göndermek için. Bir de makam masası yaptım kendime. Üzerinde faks cihazı, kaşe fatura, iki tane kalem... Anlattı bana, ben de ona anlattım. Dedim ki sana bir şey söyleyeceğim ama doğruyu söylüyorum diye sakın
kovalama beni. Söyle bakalım dedi. Ben kız kaçırdım dedim. Evleneceğim, hatta evlendim,
nikahımı da kıydım. Düğün yapacağım, eşyamı alacağım, benimle pazarlık etme dedim. Bir sanatçı da benden olsun gibi jestlerde yaptım. Başkan sözleşmeyi imzaladı. Üç gün sonra başka bir belediye başkanı aradı. Bir başkası, bir başkası…


O sürede 17 tane festival yaptım. Evlendim, evimi A’dan Z’ye döşedim. Düğünümü yaptım. Aileme yardımcı oldum. Biraderlerime yardımcı oldum. Eşime dostuma yardımcı oldum. Home ofisiz ya evde. Hanım sekreter ben patron. Biz de o evden iş kovalıyoruz. En son biri dedi ki ‘böyle olmaz ofis tut’ iyi bakalım, hadi yapalım dedim. Demirci İş Merkezi’nde ofis tuttum. 5 tane 12’şer katlı binalar var. Altında tekstilciler var. Onun 10. katı… İki tane ofis var. Altlı üstlü, biri dubleks, biri tek. Tuttum iki ofisi birden. Millet gülüyor, üç katlı ofis senin neyine şirket mi kuracaksın daha düne kadar evdeydin. Büyük düşünüyorum diyordum. Biri dedi ki, ‘Büyük düşünmek büyük ofisle olmuyor.’ Ama dedim elemanları nereye sığdıracağız? Burada çalışanlar ne olacak? Hep böyle mi kalacağız dedim. Ofisi tuttuk. Bilgisayar lazım, masa lazım, sandalye lazım, evraklar lazım, vergi kaydı lazım. İşte reklamcılık hayatını özetlemenin ilginç yollarından biri... Kafasını çalıştırıyor insanın. Bir reklamcı hele de bir reklamcılık bölümünü okuyan öğrenci hayatta aç kalmaz. Her zaman işini de karlı bir şekilde çözer. 

Sonra iyi dostum ‘Ayşenur Yazıcı’ vardı Kanal D’nin ana haber spikeri Ayşenur’u aradım
dedim ki, “Abla böyle böyle dergi yapıyorum. Düşündüm taşındım bu derginin editörü sen
olacaksın” dedim. Kadına verecek maaş, ödeyecek param yok. Kadının buraya gelmesi için
karşılayacak uçak bileti için param yok. Otel parası yok, evde kalır diye düşünüyorum zaten.
Davet ettim, İstanbul’da iyi bir geçmişim olduğu için geldi. Üç gün bizde kaldı, oturduk,
anlaştık. 3 sayı editörlüğünü maaş karşılığında o yaptı. Çok güzel bir dergi yaptı bana. Biz de
reklam bulduk bir sürü. Hayatımdaki dönüm noktalarında biri de Mustafa Karamercan,
Cemo’nun sahibi ile tanışmamdır. Onunla tanışıklığımızda çok ilginç... Konya’da başka bir
dergiyi ziyarete gittim. Bu fikrimi söyledim. Dedim ki ben düğün dergisi yapacağım. Yardım
edin veya beraber yapalım dedim. O arkadaşta benim fikrimi alıp beni bir şekilde oyalayıp
kendi dergisinde yaptı. Bu yaptığı dergide Cemo’nun düğün salonu varmış o süreçte.
Onun reklamını koymuş. Bizim de ofisin önüne atmışlar.

Ben bir aldım, baktım bu benim fikrim, bu gittiğim adam. İçinde de Cemo Düğün Salonu var. Hemen onu aldım. Hanımı da yanıma aldım. Karşıda bir pastane vardı. Onu oraya oturttum. Dedim ki sen bir limonata iç, ben şu adamla bir görüşüp geleyim. Hemen gittim. İlginçtir adam beni sanki 20 yıldır tanıyormuş gibi davrandı. Bildiği bir insanmış gibi. Ben hayatımda iki üç kere görmüştüm. O da Konya’ya sanatçıları getirdiğim zaman, Konya’nın neyi meşhur, etli ekmeği meşhur, nerede yenir, Cemo’da yenir. Hadi oraya gidelim, etli ekmek yiyelim dediğimiz zaman sanatçı götürmüştüm üç beş defa falan. Göz aşinalığı, hafızası çok çevikmiş. Tanıştık orada, sarıldı,
öptü falan. 3 saat oturmuştum orada. Ben sana yardımcı olayım dedi. Çok ilginçtir yani
insanların hayatında dönüm noktaları vardır mutlaka. Ben buna çok inanıyorum. Altı ay
boyunca benim aracım yoktu o zamanlar, saat 2 gibi gidiyordum. Çünkü öğle servisi 2’de
bitiyordu. Saat 5’e kadar 3 saat boşluğu var. 2’den 5’e kadar kimi tanıyorsa reklam aldık,
müşteri bağladı. Sonra kendi ajansını verdi bana. 8 yıldır da hala ajansı benim. Devam eder
yani ilişkimiz. O markayı da bir yere getirdim diye düşünüyorum. Yani iyi şeyler yaptım
bugüne kadar ve bir şekilde iyi bir çevre edindim o süreçte. Karşınıza herhangi bir şekilde
çıkan bir insan hayatınızı değiştirebilir. İnsanları çabuk harcamamak lazım... 8 yıldır hala
dostum, hatta ötesi. Ana, baba, kardeş gibi… Benden de 20 yaş büyük, arkadaşın dostun yaşı
olmaz. Ve insanlara bilginizi onun için kullandığınızı hissettirmeniz lazım. Parasını almak için
yaptığınızı anlarsa o ilişki ticari bir ilişki olur ve biter. Daha iyisi çıkar. Ama gerçekten onun
için emek verdiğimizde onu iyi yerlere getirmek için çaba sarf ettiğinde ve bu mantıkta
olduğunuzu gösterirseniz ticaretiniz bitse bile dostluğunuz kalır. Ve o süreçte dergi çok ilginç
hale geldi. Yani Türkiye’nin ilk düğün dergisini yapmışım haberim yok. (Konya Düğün) 8-9 sayı
yapabildik. Ulusaldan bana röportaj teklifleri falan geliyor. Böyle de yararlı bir dergi oldu. Biz
çok doğaldık. Belki de işimizi bugün buraya getirmemizin en büyük sebeplerinden biri bu. Çok
kişinin duasını aldık. Konya’daki en fazla reklam alan dergi olduk. Konu koyacak yerimiz
yoktu.

Hayatta her şey rekabet… Ben bu kadar güzel işler yaparken rakiplerim boş durmadı.
Biri çıktı ortaya dedi ki arkadaşlar düğün dergisine ocakta şubatta reklam verilmez. Ekim,
Kasım, aralıkta verilmez. Niye düğünler nisanda başlar. Bizim dergide yazın oluyormuş
sadece. Potansiyel müşterimi çok güzel etkilediler. Sonrasında anket yaptırdım. Şehirde ne
eksik diye.  İstanbul'a MG ödül töreni için davet edildim. Konya'dan tek giden bendim. Oradaki törende aklıma bir fikir geldi. Daha önce Konya'da yaptığımız anketler veriler hep sanayi üzerineydi, Konya'da çılgın bir sanayi iş dünyası var, ben de bunu kullandım Konya'ya dönünce bir iş dünyası, kültür-sanat dergisi yapayım asıl ana konusu iş dünyasındaki insanların kültür sanat
yaşamıyla ilgili olsun dedim. İnsanlar gördüğü şeylerle çok çabuk fikir sahibi olurlar, hepimizde
bu şey vardır, hızlı düşünmek önemlidir. Amerika'yı yeniden keşfetmemek aslında... Reklam da
bir nevi uyarlama işidir. Sonra Vizyon'u buldum, tescil aldım ilk sayıyı yaptık ses getirdi. İkincide daha fazla ses getireceğim dedim, vizyon ödüllerini düzenledim şehirde de ilk böyle etkinlik Konya'da özel tüzel daha ilk ödül töreniydi. Ne yapalım yılın dershanesi ( o zaman dershane çok) ben seçersem olmaz. Facebook kullanıcıları seçsin, bir de anket kullanayım, anket yaptırdım, beklenmedik şekilde 300 bin kişi oy kullandı. Siteme Google reklam vermeye başladı. Ankete koyduğum şehrin büyükleri ilginç şekilde yarışmaya başladı. Yılın dershanesi, yılın hastanesi, yılın milletvekili, yılın belediyesi gibi 15 kategori var. Yalnız bir şey unuttum, ben buradan nasıl para kazanacağım? Anketten birinciye veriyoruz sponsor diyoruz kimseden tık yok. O ödülü alacaksam ben niye sponsor olayım diyor o zaman ne yapacağız? Reklamcılık tarafımızı konuşturacağız. 15 kategori öyle, bir de bu sayılan insanların oylayabilecekleri yerler mesela yılın belediye başkanı, yılın markası desem az çok fikriniz olur ama yılın mimarı, yılın yapı firması desem yok işte burada fikir geldi oylayacakları oylatalım, oylamayacakları biz maliyeden,sanayi odasından , ticaret odasından ve borsadan veri alalım, bu verilerde başarılı olan firmaları tespit edelim, bunların
yatırımlarına bakalım, gidelim bu firmalara diyelim ki size bir ödül verelim, yılın yapı firması
gibi ama karşılığında bize bu geceyi desteklemek için bir şeyler yapın, Konyalılar bunu çok
destekledi. Sponsor da oldular, ilki Konya için çok büyüktü, tabi bunu çekemeyen de çok
insan oldu. Çeşitli suçlamalar, iftiralar gelmeye başladı. Bazı kişiler Kıbrıs'a kaçtı tarzı yalan
haberler düzenlediler. İkincisini yapmaya çalıştım, bu sefer insanlar ikincisini yapamaz dediler,
onu da yaptım.


Kendime çok güvendim, yapabileceğime her zaman inandım yaptım da. Dördüncüsünde artık törenlerimize sanatçı arkadaşlarımı getirmeye başladım. Sonra yine bir dönüm noktası rahmetli Erol Olçak ile tanıştım. Büyük insanlar size 3 dakikadan fazla ayırmazlar; çünkü zamanları yoktur. Erol Ağabey bir hayalim var dedim, 3 dakikan var dedi. Abi ben Konya'da uluslararası bir barış ödülü yapmak istiyorum dedim. Mevlana'yı dünya tanıyor, İslam barış dini bunu da dünyaya İslam’ı Mevlana üzerinden doğru şekilde anlatmak istiyorum. Dünyaya en çok kötülüğü yapan Nobel Barış Ödülü’nün değil; Mevlana Barış Ödülü’nün anılmasını istiyorum. Dergiyle olmaz Volkan dedi, bir dernek kurun. Konya'da derneği kurduk. Mevlana Hoşgörü, Barış, Kültür ve Sanat Derneği. Erol Ağabeyi aradık, derneği kurduk. Tamam dedi, bu sene bir deneme yapalım, ‘Sanat Dünyası'nda Barış Ödülleri’ diye. O sene 30-40 civarı sanatçı getirdik Rixos’ta düzenledik. Bayağı güzel oldu, beğenildi. Ertesi sene ‘Sporda barış’ dedik, çok büyük isimleri getirdik. Kulüp başkanları, olimpiyat oyuncuları, spor yorumcuları, federasyon başkanları gibi. 600 katılımcı vardı, 4-5 kanalda canlı yayınlandı. 1100 tane ulusal haber çıktı. Biz geçen sene şunu gördük, ulusal bir
barış ödülü yaptık başardık. Bu sene de uluslararası bir barış ödülü yapmak için uğraşıyoruz.
Onun da tarihini 3 Mayıs olarak planladık. 7 kıtadan, Mevlana'nın 7 öğüdüyle, 7 tane ödül
vereceğiz. 8 yıldır Konya'dayım, 6 tane vizyon ödülü yaptım,4 tane düğün fuarı yaptım,1
eğitim fuarı yaptım. Çocuklar için bir otobüs kiralayıp özel eğitim kurumlarını gezdirdim.
Oradan bedava test kitabı, kalem, defter gibi promosyon ürünü almalarını sağladım.
Çocukların yüzlerindeki mutluluk bende unutulmaz anlardan biridir. Konya'da ilk anne çocuk
eğitim günlerini yaptım, Konya'nın ilk AVM etkinliklerini yaptım. Bu şehirde ilk anlamında bir
çok şey yaptım hala daha yapmaya devam ediyoruz. Yaşadığınız şehre iz bırakmanız lazım,
faydalı olmanız lazım, etrafımıza faydalı olmamız lazım.

 

“KONYA BİRÇOK ANADOLU ŞEHRİNE GÖRE ÇOK ÖNDE”

Konya’da reklamcılık?

Büyükşehirlerde reklamcılık başka bir şey… Reklamcılık artık tarifine de kendine de
sığmayacak hale geldi. Sosyal medya, internet, açık hava, dergi, nokta atışı reklam gibi…
Reklamcılığa atılım yaparken farklı düşündüren biri de şu oldu. İstanbul'da bir Alman
firmasının reklamcılıkla ilgili bir sempozyumu oldu. 2 günlük eğitim veriyorlardı, reklamcı falan
değilim o zaman. Menajerlik yapıyordum ilgimi çekti. 2 günlük eğitimine de katıldım. Oradaki
konuşmacının dediği nokta vuruşu reklam hesaplaması çok hoşuma gitti. Ticari hayatta en
çok işinize yarayacak unsurlardan biridir. Nokta vuruşu reklam hesaplamasını müşteriye
söylediğin zaman etkisi büyük. Sizin reklamınızı yaparız ama nokta vuruşu. Nasıl hedef
kitlemizi seçeriz, onun beyin odağını seçeriz, renk olabilir, görsel olabilir, yazı fontu olabilir
bunu seçeriz, bunun yayılımı ve dağılımına bakarız, ekonomik gücüne bakarız. Bu adam
reklamı nerden yer gazeteden mi yer, televizyondan mı yer, dergiden mi yer, internetten mi
yer? Bunların hepsinin toplamını hesaplıyorsun yaklaşık 17 tane. 17 sinin sonucunda +
çıkartırsan o reklam yüzde 50’nin üzerinde tutma şansı vardır. Benim kurumlardan birinin adı: Sör Reklam. Asansör reklamcılığından geliyor. Nokta vuruşu hesaplamasında insanların odak merkezinin en fazla yoğunlaştığı 2 yer var biri tuvalet biri asansör. Özünde şu var insan odaklanıyor ve hafızasında kalıyor. Türkiye Müslüman olan bir ülke ve odak reklamı satmak çok zor… İki sebebi var birincisi bizde yeni yeni lüks gökdelenler, binalar yapılıyor. Asansörler yapıları daha yeni yeni oluşturuluyor zaman vakit geçirilebilir hale getiriliyor. Tuvaletlerde Müslüman bir topluma etliekmek diye reklam yapamazsın. İşte hayatımda en büyük yanılgılardan biri bu oldu. Konya, yeri değilmiş nokta reklamlar açısından.Konya'da reklamcılık çok dahiyane, yetileri yüksek, çok büyük fikirlere sahip çok ajans varama Konyalı firmalar bu ajanslara güvenmiyor.

Konya’da şöyle bir adet var, biz bizi beğenmeyiz. Yani Anadolu’da bu çok... Biz misafire çok iyiyizdir ama kendi çocuklarımızı beğenmemekteyiz, sizin gibi taze beyinlere sahip çok gencimiz var, bunları tecrübeyle buluşturup güzel işlere imza atan çok ajans var Konya'da. Konya'da bu durumun haset anlamında sıkıntısı var. Mesela kendi dergimde 2-3 ajansın reklamı vardır. Ben de bir ajansım, daha önce ödül töreninde kendi dergimi değil başka bir dergiyi yılın dergisi seçtim, ödül verdim. Paylaşmazsan birilerini yukarıya çıkartmaya çalışmazsan seni bir günü aşağıya indirirler. Bana gelen reklamı ben yapamam dedim başka ajansa gönderdim. Bir şey mi kaybediyorsun, hayır aksine dost kazanıyorum.


Konya'da reklamcılığın özellikle mektepli kısmından yetişen gençlerin 1-2. sınıflardaki
stajlarında piyasayla yani ticarethanelerle, ajanslarla, dergilerle, çalışacağı yerle irtibat haline
geçip okurken kendi donanımını saha imkanlarına yükseltmesi lazım. Kim ne yapmış, nasıl yapmış, neyi ön plana çıkarmış, neyi doğru yapmış? Reklamcının gözünün gördüğü her şeyi arşivi olacak. Biz bize güvenmeliyiz. Konya’dan çok doğru işler çıkıyor, daha da çıkar. Konya birçok Anadolu şehrine göre çok önde. Reklamcısıyla, grafikeriyle, patronuyla... Müşterisine hizmet eden kişi iyi bir danışman olmak zorunda… İyi bir reklamcı, iyi bir danışman olmak zorunda… Biz işyerinde aile ortamında çalışırız, ben patron değil abiyim, onlar benim çalışanım değil kardeşim. Bizim çayımızı getiren bir ablamız var, çocuklar ona annecim.com diyorlar :)


Ülkenin son durumu sektörü etkiliyor mu?
Son 1,5 yıldır bizim şahsi işlerimizde yüzde 70 küçülme var. 2017’den de çok umutlu değiliz. Ama bu ülke için her şeyi yapacağız. Her zaman para kazanacağız diye bir şey yok. Bazen de kazanmayacaksın. Bazen günü kurtarmak veya zarar etmek de kârdır. Geçtiğimiz sayı Konya'da yaklaşık 250 tane kurumun ücretsiz reklamını yaptım. Piyasada canlanma olsun diye. Her sektörden 10 tane kurumun reklamını yaptım. Kafe, restaurant, gıda markası vb. Etkisi oldu, piyasa ufak tefek de olsa canlandı. Herkes kapısının önünü süpürürse bu ülkede sorun diye bir şey kalmaz. Ama birisi ülkede kriz var diye parasını saklarsa elemanın maaşını ödemezse, borcunu ödemezse kriz olur.


İş yaşamınızdaki planınız?
Ben bu işten çok yoruldum. Şu anda 37 yaşındayım, 40 yaşında bu işi yapmak istemiyorum.
Yapsam bile küçültmek istiyorum bu işi. Benim babam tır şoförüydü. Ben babamın yüzünü görmedim çok fazla 2 aydan 2 aya çikolata diye beklerdik. Hayattaki en büyük özentim çocuğuyla bakkala giden çocuklardı. Şimdi kendi çocuğumu bakkala götüremiyorum. Bakkalı eve götürüyorum kendi çocuğumu götüremiyorum. Hizmet işi en fazla insanın ailesinden çalıyor. Herkese hizmet ediyorsun birinin abisi oluyorsun, birinin patronu oluyorsun, eve gidip baba olamıyorsun, eş olamıyorsun. Birinin hayat hikayesi senin hayatındaki yere serdiğin taşlardan biri olabilir. Ayağının çamura batmasından kurtarabilir.
 

0 0 0
Loading...
09/01/2017
Okunma 3065

Habere İfade Bırak !

6
İnanılmaz !
İnanılmaz !
5
Güzel
Güzel
9
Harika !
Harika !
0
Komik
Komik
0
Eğlenceli
Eğlenceli
0
Kötü
Kötü
0
Şaşırtıcı
Şaşırtıcı
0
Üzücü
Üzücü

Etiketler:

Yorum Yazın
Gönder
Öne Çıkan Haber !

KONYA'DAKİ OKUL MÜDÜRÜ TACİZDEN TUTUKLANDI

Konya’nın Ilgın İlçesi’nde bir lisenin müdürü Y.E., iki kız öğrenciye spor salonunda sarılıp öptüğü iddiasıyla tutuklandı. Okul müdürü Y.E.’nin ise suçlamaları kabul etmediği ve kız öğrencilere öğretmen şefkatiyle yaklaştığını iddia ettiği belirtildi. Y.E.’nin son dönemlerde ise zaman zaman evine gitmeyip, gece okulda kaldığı ileri sürüldü.
 KONYA'DAKİ OKUL MÜDÜRÜ TACİZDEN TUTUKLANDI
Namaz Vakti
Hava Durumu
KONYA
E-Dergi
Sayı 46
Sayı 45
Sayı 44
Sayı 43
Sayı 42

Sosyal Medya'da Biz

Öne Çıkan Haber!X
escort ankara escort hatay escort bodrum escort antalya escort kayseri escort bursa escort samsun escort istanbul escort adana porno